2021 yılı içerisinde İzmir Arkeoloji Müzesi Başkanlığında, Üniversitemiz İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Arkeolog Doç. Dr. Yusuf ALBAYRAK’ın Bilimsel Danışmalığında Myrina ve Gryneion Antik Kentlerinin arkeolojik kazılarına başlanılacak. İzmir'deki Myrina ve Gryneion Antik Kentlerinin arkeolojik kazıları, temizlik ve Restorasyon çalışmaları, 2022 yılında Üniversitemiz adına Cumhurbaşkanlığı oluru ile 12 aylık kazıya dönüştürülecek.
Myrina Antik Kenti:
Myrina, İzmir ili, Aliağa ilçesinin kuzeyinde, Çandarlı Körfezi (Elaitikos) kıyısında ve Güzelhisar Çayı’nın (Koca Çay) ağız kısmında yer alır.
Strabon, Myrina’nın Elaitikos Körfezi’nde limanı olan bir kent olduğunu belirtmektedir. Ephesos, Smyrna, Kyme ve Myrina‟nın amazonlar tarafından kurulduğunu ve kentin kurucusu olan amazonun adının verildiğini belirten Strabon, kentin adını aldığı Amazon Myrina’nın ayrıca at kullanımındaki başarısına ve hızına değinmektedir.
Myrina antik kenti Beriki Tepe (Değirmen Tepe) ve Öteki Tepe (Kalabasar Tepe) olarak iki tepe üzerine kurulmuştur. Bu iki tepenin eski adları, sırayla Epano Tepe ve Kato Tepe’dir. Denizin kıyısında bulunan Kalabasar Ovası bu iki tepe ile sınırlı bir alanın ortasında kalmaktadır. Kalabasar Limanı da bu ovanın kuzeyinde yer almaktadır. Beriki Tepe, kentin akropolüdür ve surları poligonal taşlarla örülüdür.
Güney Aiolis bölgesinde yer alan Kyme’den sonra ikinci büyük kent olan Myrina İzmir’in yaklaşık 55 km kuzeybatısında yer alır. Elaitikos körfezi kıyısında ve küçük Titnaios çayının ağız kısmında yer almaktadır. Attika Delos Deniz Birliğinin ilk üyelerindendir. MS 17’de geçirdiği büyük deprem sonrası İmparator Tiberius tarafından yeniden inşası yönünde yardım edilen kentin adı bir süreliğine Sebastopolis olarak değişmiştir. MS 106’da bir deprem daha geçirmiş, MS 4-5. Yüzyıllarda Ephesos Metropolitliğine bağlı bir piskoposluk merkezidir.
Myrina, Batı Anadolu’daki çoğu antik yerleşme gibi depremlerden etkilenmiştir. MS 17’de diğer Aiolis kentleriyle birlikte büyük bir deprem felaketine uğramış ve imparator Tiberius’un yardımıyla yeniden kurulan yeni yapılarla değişik bir görünüm kazanmıştır. MS 106’da Myrina ikinci bir depremle harap olmuş yeniden onarılmış ancak Hıristiyanlığın yayılmasıyla önemini yitirmiş ve ortadan kalkmıştır.
Kentte ilk araştırmayı yapan M. E. Baltazzi, 1874 yılında yaptığı sondajlar sonucunda mezarlardan yaklaşık 5.000 civarında terrakotta figürin çıkarmıştır. Atina Fransız okulu üyeleri E. Pottier ve S. Reinach yalnızca nekropolde kazı yapmışlardır.
Beriki Tepe’de araştırmalar yapan Sayce, bu tepenin prehistorik bir yerleşim olduğunu düşünmektedir. Daha sonra ise buranın mezarlık olarak kullanıldığını ve bu mezarların muhtemelen Myrina kentinin zengin ailelerine ait olduğunu belirtmektedir. Antik Yunanların buradaki Aiol yerlilerinin kentini yıkarak, topraklarını ele geçirdiklerini düşünen Sayce, metal alet izi bulunmayan büyük boyutlu duvarların Hellenistik Dönem öncesi yapıldığına ve prehistorik karakterde olduğuna değinmektedir. Kentin saldırılarda yıkıldıktan sonra terk edildiğini, yaklaşık 10 km uzaklıkta, nehrin ağzında yeni bir yerleşim yeri kurulduğunu ve buraya eski yerleşimin adının verildiğini düşünmektedir.
Bergama Müzesi tarafından 1970’li yıllarda Myrina’da kurtarma kazıları yapılmış ve yine daha önceki araştırmalarda olduğu gibi mezarlarda çok sayıda Hellenistik Dönem’e tarihlenen pişmiş toprak heykelcik bulunmuştur. 2011 ve 2013 yılları arasında Nurettin ÖZTÜRK tarafından Myrina ve Gryneion Antik Kentleri Arkeolojik Yüzey Araştırması yapılmıştır. 2015 ve 2017 yılları arasında Doç. Dr. Murat Çekilmez başkanlığındaki bilim ekibi tarafından Myrina ve Gryneion arkeolojik yüzey gerçekleştirilmiştir.
Kentteki mimari yapılar:
Liman: Myrina kenti sınırları içinde yapı olarak malzemesi ile günümüze kadar korunmuş tek alandır. Öteki Tepe’nin kuzeydoğusunda konumlanmıştır. Granit bloklardan oluşan 65 m uzunluğundaki denize dik olarak daha sonra dalga kıran amaçlı yine granit blokların eğimi ile oluşturulan uç kısımda 7 m bir iç koy bükümü ile liman günümüze kadar ulaşmıştır. Öteki Tepe ile liman arasında kalan düzgün bloklardan oluşturulan çift sıra limana ait temeller ele geçmiştir
Sur duvarı: Myrina antik kenti’nin batısında yer alan Kalabasar (Öteki) Tepe’nin kuzey yamaçlarındaki, denize yaklaşık 10 m yükseklikte kaçak kazılar sonucu açılan bir sur duvarı tespit edilmiştir. Söz konusu sur duvarı dikdörtgen olup 34 cm yüksekliğinde, 63 cm genişliğinde ve 30 cm kalınlığında blok taşlardan atkı tekniği ile bir sıra yatay bir sıra dikey olacak şekilde inşa edilmiştir. Duvarın korunan yüksekliği 133 cm, korunan genişliği ise 80 cm’dir.
Tiyatro: Apar (Beriki) Tepe’nin güneybatısında, doğu-batı yönünde uzanan Myrina tiyatrosu, sırtını doğusundaki yamaca yaslamıştır. Batıya ve denize bakan tiyatronun yaklaşık 43 m yüksekliğinde olduğu ve 20-42 m kotları arasında yer aldığı tespit edilmiştir. Tiyatronun 85 x 75 m ölçüsünde ve 75 m çapındaki bir alan üzerinde kurulu olduğu anlaşılmaktadır. Günümüzde yoğun moloz taş, toprak ve otlar altında kalan tiyatroya ait kalıntılar seçilememektedir. Ancak tiyatronun üst kısımlarında ana kayanın oturma basamakları şeklinde işlendiği görülmüştür. Sahne binası, oturma sıraları ve diğer mimari elemanlar tamamen toprak altındadır. Bu nedenle tarihlemeye yardımcı olabilecek nitelikte yüzeyde tiyatro ile ilgili herhangi bir mimari elemana rastlanmamıştır.
Agora: Myrina Agorası kentin kuzeydoğusunda yer alan limanın güneyinde konumlanmıştır. Burada yapılan araştırmalar sırasında Dor düzeninde bir başlığa ve Dor düzeninde bir sütun parçasına rastlanmıştır.
Nekropol: Kentin kuzeydoğu tarafında bulunan Myrina nekropolü, düzlük ve eğimli alanlar üzerinde yayılmaktadır185. Çoğunluğunun korunmuş durumda oldukları tespit edilen bu mezarlar, Beriki Tepe’nin yamacında ve ona bakan kuzeydeki tepede yer almaktadır. Mezarlar genellikle kireçli tabana açılan dikdörtgen biçimindeki basit bir çukurdan oluşmaktadır.
Gryneion:
Gryneion antik kenti, Aliağa ile Çandarlı arasında, Yeni Şakran Köyü’nün yaklaşık 1 km güneyinde, Temaşalık Burnu üzerinde yer alır.
Myrina'ya bağlı olarak görünen Gryneion’dan söz etmektedir. Strabon, burada beyaz mermerden yapılmış bir Apollon kehanet ocağının varlığından bahsetmektedir.
Ünlü coğrafyacı ve gezgin Pausanias, zırhlardan bahsederken, tapınaklara adanmış keten zırhların özellikle Gryneion’da görülebileceğini belirtmiştir. Gryneion’da Apollon’a adanmış kutsal bir koru bulunduğundan bahsederken, buradaki koru ve ağaçların hoş görünümü ve hoş kokuları olduğunu aktarmıştır. Ayrıca bu korunun Apollon’a ait en güzel koru olduğuna da değinmektedir.
1992 yılında İzmir Arkeoloji Müzesi tarafından, Müze Müdürü Dr. Turhan Özkan başkanlığında, Gryneion’un bulunduğu yarımada üzerinde yüzey araştırmaları yapılmıştır. Yüzey araştırmalarından sonra 1992 yılında, yine İzmir Arkeoloji Müzesi tarafından, Müze Müdürü Dr. Turhan Özkan başkanlığında bir kurtarma kazısı yapılmıştır.
Gerek Antik kaynaklar gerekse yüzey araştırmalarında Gryneion’da Apollon tapınağı, liman ve nekropoldeki mezarlardan başka herhangi bir yapıdan söz edilmemektedir. Strabon’un söylediklerini de dikkate alacak olursak Gryneion’un kutsal bir alan olduğu ve Myrina Antik Kentine bağlı olabileceği düşüncesi oldukça mümkündür.
Myrina ve Gryneion coğrafi konumuyla, bilinen siyasi tarihiyle, Ege Bölgesi içerisindeki en önemli antik kentlerdendirler ve Atika Delos birliğinin ilk üyelerindendir. Özellikle Myrina’da kaçak kazılar ile ortaya çıkarılmış sur duvarı, agora, tiyatroya ait kalıntılar yüzeyde görülmektedir. Sivil yapılar ya tam olarak tespit edilememiş, ya da farklı dönemlerde kullanım görerek yok olup gitmiştir, buna yönelik bir çalışma da yürütülmemiştir. Sadece nekropol alanlarında kurtarma kazıları gerçekleştirilmiştir. Antik dönemde Aiol bölgesinin önemli liman kentleri olmaları açısından dikkat çekmektedir. Antik kaynaklara göre Apollon Kutsal alanının Gryneion’da bulunması da bu önemini arttırmaktadır.
Bu kentlerde kapsamlı bir çalışma yapılarak önümüzdeki on yıllık süreçte bu kentler, geçmiş ile bugünü beraber yaşatabilecek bir dokuya sahip olacaktır. Bu kentler hakkında arkeolojik olarak sadece yüzey araştırmalarında elde edilen sınırlı bilgilere sahip olunsa da, yapılacak her türlü çalışmanın, birçok yeni bilgi ile taçlandırılacağı kesindir. Kazıları sonucunca tiyatro, agora ve surlarda yapacağımız çalışmalar sonucunda bu yapılar hakkında kesin bilgilere ulaşılacaktır. Nekropol alanında devam edilecek kazılar ile de sadece kentin ölü gömme gelenekleri ile ilgili sorunlara değil, diğer komşu bölge kültürleri ve genel olarak Anadolu arkeolojisinin gündeminde olan birçok farklı soruna da cevap verilebilmesinde katkı sağlayacaktır.