55’inci SBF Buluşması
Fakültemizin gelenekselleşen SBF Buluşmalarının 55incisi Dr. Öğretim Üyesi Sevinç Alkan Özcan’ın moderatörlüğünde Anadolu Ajansı’ndan Oğuz Akkar ve İran Araştırmaları Merkezi’nden Hakkı Uygur’un katılımıyla Seçim Eşiğinde İran konusu üzerine yapılan bir etkinlikle icra edilmiştir. Etkinliğimiz pandemi koşulları sebebiyle dijital platformlar aracılığıyla gerçekleştirilmiştir.
Programımız Oğuz Akkar’ın sunumuyla başlamıştır. İran Anayasası’nda yasama, yürütme ve yargı organları İran Anayasası’nda geçen ifadesiyle ‘Devrimin Büyük Lideri’ne bağlıdır. Bu ifadenin kullanılmasının amacı devrimin olmuş bitmiş değil devam eden bir süreç olduğuna dair inançtır. Dini lider nihai otorite olarak görülmektedir. Dini liderin kontrolündeki Anayasayı Koruyucular Konseyi cumhurbaşkanlarının adaylığını onaylayan otorite olarak önemli bir rol oynamaktadır. İran Emniyet Müdürü, Yargıtay Başkanı, Anayasayı Koruyucular Konseyi’nin üyelerinin yarısı dini lider tarafından atanmaktadır. Bu konseyin diğer yarısı da dini lider tarafından atanan Yargıtay Başkanı’nın sunduğu isimler arasından atanmaktadır. İran ekonomisinin kaynaklarının kayda değer bir kısmı Dini lidere bağlı vakıflar üzerinden de işletilmektedir. Petrol ve doğalgaz ticareti de yine bu vakıflar aracılığıyla yürütülmektedir. Sayıştay’ın bu vakıflar üzerinde bir denetleme yetkisi olmadığı gibi Cumhurbaşkanı da bu vakıfların işleyişine müdahale edememektedir. Oğuz Akkar’ın değindiği diğer önemli bir nokta ise Cumhurbaşkanının kabinesi oluştururken dahi İçişleri, Savunma, Dışişleri ve Adalet Bakanlığı gibi dört stratejik bakanlığı dini liderin onayıyla atayabilmektedir. Kısacası direk halkoyuyla seçilen Cumhurbaşkanının İran’da önemli yetkileri elinden alınmış ve rejimin kontrolüne devredilmiştir.
Hakkı Uygur ise rejimin Hatemi gibi bir sürprizle karşılaşmamak adına İbrahim Reisi’yi cumhurbaşkanlığına daha sonra ise dini liderliğe hazırlamakta olduğunu belirtmiştir. Siyaseten çok tecrübesiz olan Reisi’den muhafazakâr tabanın da rahatsız olduğu görülmektedir. Aynı isimlerin sürekli mevki değiştirerek gündemde olması bu tabanı rahatsız etmektedir. Cevat Zarif’in de ses kaydında belirtildiği üzere dış politika ve ekonomi hükümetin kontrolünde değildir. Bu kapalı sistemde hükümet de rol üstlenememektedir. Rejim kendilerine meydan okuma potansiyeline sahip kişilerin seçime girmesini de engellemektedir. Katılımın da çok düşük olacağı aşikardır. Bu noktada ABD ile ilişkilerin ilerleme ihtimali görünmemektedir. Gerginliği arttırmadan ancak bir anlaşmaya da varmadan yürütülen ilişkiler iki tarafında üzerinde mutabık kaldığı bir mesele olarak değerlendirilmektedir.