Abstract
Amerikan şair ve yazar Sylvia Plath, Amerikan edebiyatında 1950’lerde ortaya çıkan Gizdökümcü Şiir türünün öncülerinden biridir. Plath’ın genellikle psikanalist, feminist ve otobiyografik açılardan incelenmiş ve yaşamındaki trajik olaylarla ilişkilendirilmiş olan “Lady Lazarus” adlı şiiri, bu türün en iyi örneklerinden biri olarak kabul edilir. Şiir, ölüm ve intihar temalarını merkeze alarak, anlatıcının erkeklerin dünyasında güçlü bir kadın olma arayışını ve sanatsal bir eylem olarak tanımladığı ölümden sonra yeniden dirilişini anlatır. Plath’ın sadece öznel değil evrensel bir gerçekliği de arayan bu şiiri, “Lazarus,” “Anka Kuşu” ve “Nazi Soykırımı” gibi mitolojik, dini ve toplumsal çeşitli simgeler de barındırmaktadır. Plath, şiire adını veren ve öldükten sonra İsa tarafından diriltilen eril bir karakter olan Lazarus’u kadın bir karaktere dönüştürerek, ataerkil ve dinsel mitleri de yıkar. Türk edebiyatında ise Garip akımının şiir anlayışına tepki olarak, 1950’lerde ortaya çıkan İkinci Yeni hareketinden etkilenmiş bir şair olan Nilgün Marmara, “gizdökümcü” veya “itirafçı” şiir olarak bilinen türün öncülerindendir. Marmara’nın “Savrulan Beden” adlı şiiri gizdökümcü şiirin en iyi örneklerinden biri olma özelliğini taşır. Şiirde Marmara’nın anlatıcısı, zihninde kurguladığı intihar fikrini eyleme dönüştürme anını betimler ve ölümü, anlatıcısını yok ederek özgürleştiren bir eylem olarak tasvir eder. Evrimsel bir süreçten geçen anlatıcı, bedenini beyniyle yok etmeye karar verir. Bedenini varlıktan hiçliğe doğru savurarak bedensel temsilini ölümün yanında konumlandırır. Marmara için ölümü cazip yapan varlık değil hiçliktir. Plath’ın anlatıcısı için ise ölümü travmatik yapan, ölmek değil, ölememektir. Ölmeyi bir türlü başaramayan anlatıcı, yeniden dirilmeye karar verir. Varoluşçu açıdan baktığımızda, her iki şiirin de gizdökümcü anlatıcılarının, varlıklarıyla uzlaşamayarak kendilerine ve topluma yabancılaşmış kadın karakterler olduklarını görürüz. Bireysel yalnızlıkları ön plandadır ve özgürlüklerine kavuşma yolculuğunda ölümü farklı biçimlerde seçerler. Bu çalışmada, Plath’in “Lady Lazarus” ve Marmara’nın “Savrulan Beden” adlı gizdökümcü şiirlerindeki ölüm teması ve bu şiirler arasındaki zamansal ve uzamsal benzerlik ve zıtlıklar incelenecektir. Ayrıca, şairlerin seçilmiş diğer bazı şiirlerine de metinlerarası göndermeler yapılarak, gizdökümcü şairlik bağlamında ve varoluşsal teoriler ışığında bir karşılaştırma yapılacaktır.
Makale erişim bağlantısı: https://dergi.modernizm.org/index.php/journal/article/view/221