Cumhuriyet'in 100. Yılında Türkiye'de Sosyoloji Paneli Gerçekleşti

  • 25 Aralık 2023
  • 21:14
Cumhuriyet'in 100. Yılında Türkiye'de Sosyoloji Paneli Gerçekleşti

Cumhuriyet’in 100. Yılında Türkiye’de Sosyoloji panelimiz öğretim üyelerimiz ve öğrencilerimizin yoğun katılımıyla gerçekleşti. Prof. Dr. Ramazan Yelken’in moderasyonunda gerçekleşen panele bölümümüz öğretim üyeleri Prof. Dr. Yasin Aktay, Prof. Dr. Mazhar Bağlı ve Prof. Dr. Mustafa Orçan konuşmacı olarak katıldılar.

Prof. Dr. Ramazan Yelken programa başlamadan önce Filistin’de yaşanan acılara dikkat çekerek ‘‘Dünya bir süredir bir vahşet yaşıyor. Aslında uzun süredir yaşıyor ama bugün artık bu vahşet tahammül sınırlarının üstüne çıkmış durumda. İnsanlık bununla nasıl başa çıkacak? Büyük bir imtihan veriyor. Sadece Filistinliler, sadece Müslümanlar ya da belli bir ülke değil insanlığın bir sınavıyla karşı karşıyayız’’ dedi. Ardından kısa bir açılış konuşması yapan Yelken, Türkiye’de ilk sosyoloji kürsüsünün 1914 yılında Ziya Gökalp tarafından İstanbul Üniversitesi’nde kurulduğunu, Türkiye’de Sosyolojinin bu yıl 109. yılı olduğunu ve cumhuriyet döneminde zaman içinde açılan kürsülerle birlikte bugün Türkiye’de 106 adet sosyoloji bölümü olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ramazan Yelken Türkiye’de geçmişten günümüze öne çıkan sosyoloji ekolllerinden de bahsetti ve ardından ilk sözü Prof. Dr. Yasin Aktay’a verdi. Yelken Aktay’a sözü verirken konuşmasında ‘‘Türkiye’de sosyolojinin kuruluş aşamasında siyasetle olan ilişkisi nasıldır’’ sorusuna cevap vermesini beklediğini de iletti.

 Prof. Dr. Yasin Aktay bilim ile siyasetin ilişkisinin nasıl olması gerektiğine yönelik soruya en değerli cevaplardan birisinin Max Weber’e ait olduğunun altını çizerek onun meslek olarak siyaset ve meslek olarak bilim adlı makalelerine dikkat çekti. Aktay bu makalelerde Weber’in değerlerden bağımsız bir bilim yapabilmenin mümkün olup olmadığını sorguladığını, ulaştığı noktanın bunun mümkün olmadığı olduğunun altını çizdi. Aktay bir konu seçerken bile diğerleri arasında bir kıyas yapıldığını ve seçilen konunun daha değerli görüldüğü için seçildiğini ifade etti. Aktay sosyoloji siyaset ilişkisi bağlamında bakıldığında Türkiye’de sosyolojinin ortaya çıkışının siyasetle ilgili olduğunu vurguladı ve bu durumun Avrupa'da da benzer olduğunu ifade etti. Aktay Avrupa’ya bakıldığında bütün kurucu sosyologların bir hedefi olduğuna dikkat çekerek sosyolojiyi ortaya çıkaran soruların siyasi sorular olduğunu ve bu siyasi soruların sosyolojik araştırmaları doğurduğunun altını çizdi. Aktay Türkiye’de de temel sorunun milli birlik ve beraberliği nasıl temin edileceği sorusu olduğunu, bu soruyu Cumhuriyete taşıyanın ise Ziya Gökalp olduğunu ifade etti. Aktay Gökalp’in düşüncelerinin bir sosyoloji geleneği ortaya çıkardığını ifade ederek bu geleneğin 1940'lara kadar Türkiye'de sosyolojinin tek geleneği olduğunu vurguladı. Aktay bu geleneğin içinde ampirik araştırma olmadığını çünkü toplumun zaten biliniyor kabul edildiğinin altını çizdi. Aktay bu geleneğe itirazı ilk olarak dil tarih coğrafya fakültesinden hocaların yaptığını ve onların da önde gelen isimlerinin üniversiteden ihraç edildiğini hatırlattı. Aktay bu isimlerin temel özelliğinin sahadan besleniyor olmaları rağmen Marksist bir sosyolojiyi benimsiyor olmaları olduğunu vurgulayarak sözlerine son verdi.

Ardından söz alan Prof. Dr. Mazhar Bağlı, Türkiye'de sosyolojinin dönemselleştirmesi adına birinci dönemi kuruluş dönemi olarak adlandırabileceğimizi ve bu dönemin Ziya Gökalp etkisinde olduğunu ifade etti. Bağlı, Osmanlı modernleşmesinin kurumların dönüşümü ve modernleşmesi ile ilgilendiğini; Türk modernleşmesinin ise daha çok toplumun ve bireyin ıslahı üzerine odaklandığını ifade etti. Bağlı, cumhuriyet döneminin temel amacının yeni bir kimlik oluşturmak olduğunu, bu dönemde hem birey hem de toplum eksenli bir mühendislik çalışması yapıldığını sözlerine ekledi. Mazhar Bağlı darbelerle beraber toplumsal mühendisliğin siyasal mühendisliğe dönüştüğünü ifade etti. Bağlı, sosyolojinin aslında 60'lardan sonra Ankara ekolü ile Durkheimcı sosyolojinin farklı bir versiyonunu ortaya koyduğunu savunarak Özal döneminden sonra Anadolu'da açılan sosyoloji bölümlerinin Türkiye’de sosyolojinin çoğulculaşmasını sağladığını sözlerine ekledi. Bağlı, cumhuriyetin ilk döneminde toplumu ehlileştirmenin, daha sonraki dönemde toplumu eğitmenin daha sonraki dönemde ise toplumu tanımanın amaçlandığını ifade etti. Bağlı, Türkiye'de sosyoloji ekollerinin 90'lara kadar dünyadaki gelişmelerin yaklaşık 30 yıl gerisinden gittiğini, 90'lardan sonra toplumun farklı kesimlerinden insanların sosyoloji bölümlerinde okumaları ve akademik çalışma yapmaları, aynı zamanda yurt dışına gidip oralarda kendi meslektaşlarıyla yakından temas kurmaları sayesinde dünyadaki çalışmalara eş zamanlı bir sosyolojinin ortaya çıktığını ifade etti. Bağlı, bugün ne kadar çok farklılıklar sosyolojiye konu edilirse sosyolojinin hem metodolojisi hem de nesnesini açıklama kapasitesinin büyüyeceğini, dolayısıyla daha spesifik alanların araştırılması gerektiğini, sosyolojinin klasik konularını çalışmak ötesinde konularını çoğaltmanın gerekli olduğunu ifade ederek sözlerine son verdi.


Panelde son konuşmacı olarak söz alan Prof. Dr. Mustafa Orçan sözlerine Filistin'de yaşanan insanlık dramını hatırlatarak başladı ve vefat edenlere Allah'tan rahmet geride kalanlara da Allah'tan yardım diledi. Ardından konuşmasına geçen Orçan, Türkiye'de kurulan sosyoloji kürsüsünün kıta Avrupa'sının ikinci sosyoloji kürsüsü olduğunu, Almanya'da bile sosyoloji kürsüsünün daha geç bir tarih olan 1919 yılında kurulduğunu, Türkiye’nin bu anlamda dünyada dördüncü sırada olduğunu ifade etti. Orçan Türkiye'de sosyoloji geleneğinden bir kopuş olduğunu, geçmişte Türkiye'de daha çok siyasi ideolojik eksenli bir sosyoloji söz konusuyken bugün daha çok gündelik hayat ve piyasa eksenli bir sosyolojinin söz konusu olduğunu ifade etti. Orçan, daha önce kimlik tartışmaları çok fazlayken günümüzde piyasa eksenli çalışmaların ön plana çıktığının altını çizerek; geçmişte nitel ağırlıklı kuram ağırlıklı karşılaştırma ağırlıklı bir sosyoloji söz konusuyken günümüzde nicel araştırmaların daha fazla sayıda yapıldığını ifade etti. Bu durumun nedenleri üzerine eğilen Orçan entelektüel sermayemizdeki dönüşümün altını çizdi. Orçan sözlerine şöyle devam etti: ‘‘Güçleniyor muyuz yoksa zayıflıyor muyuz? İşin doğrusu entelektüel sosyoloji anlamında zayıfladığımızı, kuramsal sosyolojinin zayıfladığını düşünüyorum. Buna karşı Rene Guenon'un dediği gibi niceliğin egemenliğini görüyoruz. Bu sadece sosyolojide değil sosyolojiye yakın alanlarda da sosyal hizmette ve hatta tarihte bile böyle’’.

Orçan Türkiye’de sosyolojinin genel manzarasına bakıldığında ise ciddi bir konu çeşitliliğinin olduğunu, örneğin yabancılaşma, kimlik gibi konuların son dönemde yapılan lisansüstü çalışmalarda pek konu edilmediğini ama bir dönem çok popüler konular olduklarını ifade etti. Orçan bu dönüşümün içinde bir kendiliğindenlik olduğunu ve bu konuda sosyoloji bölümlerinin sayısının artmasının etkisinden bahsedebilmesi gerektiğini vurguladı.
Orçan daha sonra AYBÜ sosyolojinin kuruluş felsefesinden bahsederek ‘‘Biz Türkiye'deki farklı sosyoloji ekollerinin ortak buluşma noktasıyız. İçimizde ODTÜ var, Hacettepe var, İstanbul Üniversitesi var, Ankara Üniversitesi var, Konya var. Bu açıdan bütün sosyoloji ekollerinin burada kesiştiğini görebiliyoruz’’ dedi. 
Orçan sözlerine şöyle devam etti: ‘‘Biz bu bölümü kurarken Türkiye'de eksik olan ihmal edilen alanlarda eksiklikleri tamamlamak gibi bir niyetle hareket ettik. Mesela sağlık sosyolojisi hukuk sosyolojisi gibi. Bu alanlar Türkiye'de zayıftır. Biz bu alanlara da eğilmeye çalıştık.’’

Ardından Orçan gelecekte sosyolojinin eğiliminin ne olacağı konusuna değinerek yeni konuların gündeme geleceğini, mesela siber sosyoloji, siber suçlar da dahil olmak üzere Türkiye'de çalışılması gereken bir alan olduğunu ifade etti. Orçan yapay zekanın gelişmesi ile siber sosyoloji alanı genişlediğini ve böylece sosyoloji için müthiş bir alan açıldığını, bizim için bu alanın yeni olduğunu ve bu alanı keşfedeceğimizi, bütün dünyanın da yeni keşfettiğini sözlerine ekledi. Orçan ayrıca göç çalışmalarına da değinerek Türkiye’nin göç çalışmalarına geç başladığının altını çizdi ve önümüzdeki yıllarda göç çalışmalarına ciddi anlamda ihtiyacımız olduğunu vurguladı. Orçan ayrıca bu konunun araştırma fonlarıyla yakından ilişkili olduğunu da hatırlatarak bütçe ayrılabilirse bu konularda yapılan çalışmaların artacağını ifade etti.Orçan son olarak bir başka önemli konunun sınır sosyolojisi olduğunu bu konunun sosyoloji içerisinde çalışıldığında muhakkak karşılık bulacağını ifade etti. Orçan resmi sınırların kültürel sınır olmadığını dolayısıyla bu konuda sosyolojiye ciddi malzeme çıktığını ifade etti.

Oturumun son kısmında katılımcılardan yöneltilen sorular cevaplandı ve öğretim üyeleri ve öğrencilerimizin birlikte fotoğraf çekilmesinin ardından program sona erdi.